21 Eylül 2012 Cuma

Cittaslow...!

Son zamanlarda, Bodrum –İzmir arası mekik dokur olduk diyebilirim. 1 hafta içinde 2. Defa İzmir’de olmak her ne kadar biraz yorucuda olsa, burada olmak anne evinde olmak her şeye değer…  
Bir yanda kurabiye ve parti evimizin çalışmaları ve bitmek bilmeyen eksikleri, doktor kontrolleri, ilk parti heyecanı derken yayınlamak istediğim birçok tarif birikti elimde.

Bugün; Yapılacak tüm işlere, çalışmalara kısa bir mola verip. İzmir- Seferihisar’da Anane evinin keyfini çıkarıyoruz diyebilirim.  Rüzgâr bahçede, kendini kaybetmişçesine oynadığı çeşit çeşit oyunların ardından yorgunluktan, uyuya kaldığı salıncakta tüm sakinliği ile yatarken. Bende Sakin şehir (cittaslow)  Seferihisar’ın sakinliğinin daha bir farkına varıyorum… Ve bu ünvanın buraya ne kadar çok yakıştığını ve tam olarak nerden geldiğini merak edip kısa bir araştırma yapıyorum,





Ve Cittaslow;
Cittaslow
İtalyanca Citta (Şehir) ve İngilizce Slow (Yavaş) kelimelerinden oluşan Cittaslow Sakin Şehir anlamında kullanılmaktadır. Cittaslow Ağı, küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için Slow Food hareketinden ortaya çıkmış bir kentler birliğidir. Küreselleşmenin yarattığı homojen mekanlardan biri olmak istemeyen, ye­rel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasabaların ve kentlerin katıldığı bir birliktir.

Cittaslow Nedir?
Şehirlerin hangi alanlarda önemli ve özel olduklarını düşünmeleri ve bu özelliklerini korumak için strateji geliştirmeleridir. Şehrin dokusunun, renginin, müziğinin ve hikayesinin uyum içinde, şehir sakinlerinin ve ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşanmasıdır. Yerel zanaatları, tatları ve sanatları sadece eskilerin hatırlayabildiği kavramlar olmaktan çıkarmak için bunları çocuklarımızla ve misafirleri­mizle paylaşmaktır. İnsanların kendi sağlıklarını ön planda tutmalarıdır. Bunu gerçekleştirmek için, hava, gürültü, ışık ve elektromanyetik kirliliklerin sürekli kontrol edilmesi ve sağlığı tehdit et­meyecek boyutta tutulmasıdır. Çöp toplama saatlerinden ilaçlamaya kadar birçok konuda önlem almak ve uygulamaktır. Yerel üreticileri desteklemek ve onların ürünlerini satabilecekleri satış merkezleri oluşturmaktır. Çevreye ve insana zararlı olmayan al­ternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesidir. Belki de en önemlisi bir şehrin, dünyada binlerce birbirinin aynı şehirden kendini farklılaştırmasıdır.

Cittaslow Birliği: Yaşamın Kolay Olduğu Kentlerin Uluslararası Ağı
Cittaslow hareketi 1999 yılında Greve in Chianti'nin eski belediye başkanı Paolo Saturnini'nin vizyonu doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Paolo Saturnini yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin kendilerini değerlendirmelerini ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koymaları fikrini ulusal boyuta taşımıştır. İdealleri kısa zamanda Bra (Francesco Guida), Orvieto (Stefano Cimicchi) ve Positano (Domenico Marrone) belediye başkanları ve Slow Food başkanı Carlo Petrini tarafından benimsenmiştir. Günümüzde 19 ülkede 129 üyeye yayılan Cittaslow hareketinin amacı Slow Food felsefesini kentsel boyuta taşımaktır. (alıntı )



17 Eylül 2012 Pazartesi

Ninja go- Poyraz- İlk Pasta, İlk Parti



Ve Ruzgar's mummy' de ilk pasta, ilk parti...

Doğum günü çocuğu, Sevgili Poyraz.O artık an itibari ile 6 yaşında, pastasının kahramanı ise Ninjago oldu..

Kurabiye tadında bir ömrün olsun Poyrazcıgım....

 




VE BUYRUN PARTİMİZE....




























9 Eylül 2012 Pazar

İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar...

.
"9 EYLÜL 1922" İZMİR'İN KURTULUŞU

Kara Fatma
Çiçekler açıyordu...
İzmir’in dağlarında.

Boşaldılar aşağıya...
Dörtnala.
*
Yüzbaşı Şerafettin, Teğmen Ali Rıza ve Teğmen Hamdi, bismillah ilk iş, Hasan Tahsin’in düştüğü yere, hükümet konağının alnı kabağına diktiler sancağı... Üsteğmen Selahattin Kordon’a dalarken, Teğmen Celil’le Asteğmen Besim, varmıştı bile Kadifekale’ye.
*
Ya Karşıyaka?
Kara Fatma!
*
Evet... Karşıyaka’ya giren süvarilerin başında, simsiyah atının üstünde, simsiyah elbiseleri, simsiyah çizmeleri, simsiyah tüfeğiyle, esmer güzeli bi kadın, bi anne, Kara Fatma vardı.
*
Ona bu sıfatı, Mustafa Kemal vermişti. Binbaşı eşini Sarıkamış’ta kaybetmiş, Sivas kongresine gitmiş, yolunu gözleyip, sarışın kurt’un önüne dikilmiş, yüzündeki peçeyi açmış, at bindiğini, silah attığını belirtip, bana iş ver demişti. Gazi de, yanık tenli, gözü kara kadına, görev pusulası yazıp, imzalamış, tarihi sıfatını takmıştı: Keşke bütün kadınlar senin gibi olsa Kara Fatma!
*
(İstisnaları tenzih ederim, kadın düşmanı ülkemin, kadın düşmanı tarihçileri bu mevzuyu sevmez, yazmaz... Aralarında kendi kızının da bulunduğu, neredeyse tamamı kadınlardan oluşan, 300 kişilik çetesi vardı. İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da çarpıştı, yaralandı, bi ara esir bile düştü, kaçtı, Ege dağlarında vuruştu. İzmir’e girdiğinde 34 yaşındaydı.)
*
(İstiklal madalyası aldı. Onbaşı olarak başladı, üsteğmen olarak emekliye ayrıldı. Maaşını Kızılay’a bağışladı. Dara düştü, kimseye haber vermedi, Galata’daki Rus manastırına sığındı. Tesadüfen fark edildi, madalyam bana yeter demesine rağmen, yeniden, zorla maaş bağlandı, 1955’te, Darülaceze’de vefat etti, Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’na defnedildi.)
*
(Biz İzmirliler için yüreğimizde hicrandır, İzmir’de vefat etmediği için kahroluruz... Çünkü, Kara Fatma’nın kabri, hoyrat bi yol inşaatı sırasında darmadağın edildi, kayboldu maalesef.)
*
(Offf, of...
Parantezi kapatalım.
Devam edelim.)
*
En başta Kara Fatma, İzmir’e giren kahramanlarımız çok şaşırmış, gözlerine inanamamışlardı. Bütün şehir ay-yıldızlı bayraklarla donatılmış, âdeta “gelincik tarlası”na dönmüştü. Ne var bunda şaşılacak derseniz... İşgal edilir edilmez, evler didik didik aranmış, bütün bayraklara süngü’yle el konulmuş, ibreti alem için sokaklarda yakılmıştı. E şimdi bu kadar bayrak nerden çıkmıştı?
*
Vaziyet kısa süre sonra anlaşıldı. Yokluk, sefalet içinde yaşayan İzmirli kadınlar, bütün eşyalarını yok pahasına satmış, kırmızı perdelerini, kırmızı masa örtülerini saklamış, asla satmamış, yarıdan keserek, beyaz perdeler, beyaz masa örtüleriyle değiş tokuş etmiş, sabırla o gece’yi beklemişti...
O gece, 8 Eylül 1922’ydi.
Çıkardılar sandıklardan...

Kırmızı’nın üstüne beyaz ay-yıldız’ı diktiler. Denizi kız, kızı deniz kokan İzmir’in, kadınlarının bayrağıydı onlar.
*

(Kutsal emanet’tir... Bir tanesi, değerli gazeteci-yazar ağabeyim Yaşar Aksoy’da mesela... Namazgâhlı Sırrıye teyze’nin 8 Eylül gecesi dikip, 9 Eylül sabahı penceresine astığı bayrak.)
*
Ve, neymiş efendim, genelge filan varmış, bayrak töreni yapılmayacakmış falan.
*
Bak arkadaş...
Necdet bey’e kilim hediye etmeye, lokum ikram etmeye benzemez bu iş.... Görürsün bugün Kara Fatma’nın İzmir’ini, ak mı kara mı!
.
(YILMAZ ÖZDİL-KALEMİNE SAĞLIK, YÜREĞİNE SAĞLIK)
Ve ben! Bu anlamlı günde; Senin İzmirindeyim Yılmaz ağabey. Doğduğum ve büyüdüğüm benim İzmir'im deyim...Ve burda olduğum için çoook mutluyum...

İzmir' de, Ananedeyiz. Bodrum'a bir süre mola...İzmir'de olmak oo la   laaa....
9 Eylül'ümüz Kutlu Olsun...

Herşeye rağmen, Emanetinin bekçisiyiz  ATAM...
"Karşıyaka’ya giren süvarilerin başında, simsiyah atının üstünde, simsiyah elbiseleri, simsiyah çizmeleri, simsiyah tüfeğiyle, esmer güzeli bi kadın, bi anne, Kara Fatma " Cennete, en çok yakışan, kutsal kadın, kutsal ana, rahat uyu. Aldırma şimdilerde olanlara, hepsi geçici, hepsi....

Kızılcık Şurubu & Şerbeti

  


Yazın, bizlere veda etmeye
hazırlandığı ve sayılı sıcak günlerini

yaşattığı bu günler de, yapılıp içilesi,

tamda sarı yaza yakışır buruk bir tat.

Hoş bir lezzet, KIZILCIK ŞURUBU…
Sizin mutfağınız da yeri var mıdır,

 Kızılcığın? Yoksa da, lütfen yer açın

derim...! Rüzgar’ın severek ve burun

kıvırmadan içtiği tek şurup bu ;)

Faydaları saymakla bitmeyen, deva kızılcığı buruk tadı yüzünden meyve olarak yiyemeyen

damaklara;

ORTAKENT PAZARINDAN ALDIĞIM, KIZILCIKLARI SATAN TEYZENİN ANLATIMI  İLE HARMANLANMIŞ KIZILCIK ŞURUBU TARİFİ:
MALZEMELER :
500 gr kızılcık (ben pazarcı teyzenin elinde kalanları aldım yaklaşık 600 gr'dan hazırladım bu tarifi)
2 litre su
2 su bardağı esmer toz şeker (yoksa beyaz şeker)
2 adet çubuk tarçın
1 çay kaşığı karanfil
HAZIRLANIŞI :
Benim aldığım kızılcıklar temizlenmişti. Eğer sizin kızılcıklarınızın sapları varsa temizleyin, daha önceden kaynattığınız suya şekeri, kızılcıkları, tarçın ve karanfili de (Pazarcı teyzenin, tarifinde tarçın ve karanfil yoktu, istemezseniz eklemeyebilirsiniz ) ekleyip, yaklaşık yarım saat, kızılcıkların posasını çıkarabileceğiniz kıvama gelene kadar kaynatın.

KIZILCIKLAR OLDU MU ...SELELERE DOLDU MU ;)GÖNDERDİĞİM ÇORAPLAR, AYAĞINA OLDUMU :))şurubu hazırlarken dilime dolanan şarkı sözleri bunlar ...
Daha sonra tel bir süzgeçten geçirip ılımaya bırakın, ılıdıktan sonra buzdolabında soğutun. Eğer tadı size yoğun gelirse, servis yaptığınız bardağa 1-2 buz ve hatta çam fıstığı da ekleyebilirsiniz…

8 Eylül 2012 Cumartesi

Bebek Kurabiyesi


 Yeni doğum yapan arkadaşınızı, ziyarete giderken götürmek için, yada yeni doğan bebeğinizi ziyarete gelen konuklarınıza ikram etmek için, mini atıştırmalık kurabiyecikler...

7 Eylül 2012 Cuma

Diş Buğdayı Kurabiyeleri



Diş hekimi arkadaşımız; Sevgili Demet'e, teşekkür ziyaretine giderken, götürmek için hazırladığım kurabiyeler...Aynı zamanda diş buğdayı partileriniz içinde gelen konuklarınıza hoş birer sürpriz olabilir...


Farklı figür ve tamamen size özel detaylarda ve renklerde hazırlanabilir...