23 Kasım 2012 Cuma

Öğretmenler Günü Pastası


Gelecekteki bizi, biz yapmamız için ilk tuğlalarımızı örmemize yardımcı olan, öğretmenlerimiz için hazırlandı bu minik pastalar...

Başta; En Kıymetlimiz,  'Baş Öğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ü  rahmetle anıyor ve tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü saygıyla kutluyorum... 






22 Kasım 2012 Perşembe

Çiçekli Ceren Pasta

Sevgili CEREN ömrün kalbin gibi tertemiz, saf ve sevgi dolu olsun...Seni çokkk seviyoruz.
Doğum günün kutlu olsun canım....




21 Kasım 2012 Çarşamba

Korsan Pasta


Yeni yaşında Sağlık-Aşk-Huzur hep seninle olsun...Arkadaşım mutlu yıllarrrr....

11 Kasım 2012 Pazar

Kış Sebzeleri Çorbası





Havalar hala ısrarla beklenen soğukluğa inemesede, gündüzleri deniz beni hala kucaklasa da, her ne kadar Ağustos kızı olsam da, ısıran soğuk havaları fena halde özledim… Ve artık kış sebzelerini mutfağımda ağırlamaya başladım. İşte bu çorbada kış sebzelerine merhaba demek için,besleyici ve lezzetli tam bir sebze şöleni...





MALZEMELER

1 adet mini mini doğranmış havuç
 1 adet mini mini doğranmış patates
1 adet mini mini doğranmış kereviz
1 küçük kâse çiçeklerine ayrılmış karnabahar
1 küçük kâse ince doğranmış lahana
1 küçük kâse ince doğranmış pırasa
2 yemek kaşığı bulgur
1 yemek kaşığı un
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 yemek kaşığı domates salçası
5 bardak su

HAZIRLANIŞI

Tüm sebzeleri küçük küçük doğrayıp hazırlayın.
Zeytinyağın da unu pembeleştirin, daha sonra salçayı da ekleyip kavurmaya devam edin, yavaş yavaş sıcak suyu ilave edin, tüm sebzeleri ve bulguru ekleyin, tuzunu ayarlayıp sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirin… Suyunu göz kararı da ayarlayabilirsiniz, sizin damak zevkinize göre az ya da çok olabilir. Ben bu tür çorbaları biraz kıvamlı hazırlıyorum. Taze nane, taze çekilmiş karabiber ve frenk soğanı ile afiyetle yiyebilirsiniz. Frenk soğanı o gün bizde tesadüfen vardı, yeşil soğan yapraklarıyla da servis yapabilirsiniz...

5 Kasım 2012 Pazartesi

Dondurmalı İrmik Helvası


Aylardan Kasım ama Bodrum’da Sarı Yaz direniyor, kapıda bekleyen sonbahara yerini teslim etmeye… Tıpkı Palamut’un mevsimi gelen bıçkın Lüfer’e direnmesi gibi… Güneşte ısınan kum neredeyse çıplak ayaklarımızı ısıracak kadar hala sıcak…

Ve ben bugün sonbahara inat, fırından yeni çıkmış puaça tadındaki bir günde Kasım ayında denize girmenin keyfine varan şanslı kişilerden biriyim…


Eylül ayında bile almadığım kadar, keyif alarak yüzdüğüm deniz sonrası; Güneşin tenimi kavurmadan, araya güneş kremi katmadan beni sarmasına, bir bardak yeni demlenmiş çay eşliğinde teslim oldum… 


Eğer, bugün hayatımın son günü olsaydı ‘ o gün böyle bir gün olmalıydı diye düşündüm… Sevgili eşim ve oğlumla gözlerimi açarak güne başlamak, çocukluğumdan buyana vazgeçilmezim bisiklete binmek, denize girmek… Yüzmek… Bir fincan taze demlenmiş çay eşliğinde Bodrum’da İzmir gevreği lezzetinde simitle kahvaltı yapmak, hala yazdan kalma tazelikte ki sebzelerimi akşam yemeği için, bahçemizin kıymetlisi zeytin ağacının gölgesinde Rüzgâr’la birlikte, çimlerin üzerine serdiğim, rengârenk örtü üzerinde piknik yapma formatında hazırlamak… 

Sevdiğim yemekleri, sevdiklerim için pişirmek ve yarın uzun bir aradan sonra mamişin Bodrum’a gelecek olmasını bilmenin kalbimde yarattığı sıcaklık… 

İşte böyle geçen bir günün finalini en sevdiğim tatlılardan birini hazırlayarak yapmak istedim

Dondurmalı İrmik Helvası… 


Sıcakla soğuğun birlikteliği bu kadar mı lezzetli olabilir…Denenmemiş mutfaklara, tatmamış damaklara işte tarifi...

MALZEMELER

120 gr tereyağı

2 su bardağı irmik

2 su bardağı sıcak su

1,5 su bardağı ılık süt

1,5 su bardağı şeker

2 yemek kaşığı çam fıstığı

Sade dondurma ve tarçın

HAZIRLANIŞI

Tereyağını eritip, irmik ve çam fıstıklarını renkleri değişip, bronzlaşana kadar kavurun,

Önceden ısıttığınız sütü ve suyu kavurduğunuz irmiğe ekleyin,

Tencerenin kapağını kapatıp suyunu çekmesini bekleyin,

Suyunu çeken irmiğe şekeri ilave edip karıştırın, üzerine pilavda olduğu gibi kâğıt havlu kapatıp, ocaktan alın ve 10 dakika demlenmeye bırakın…

Bir kâse helvanın içine sakladığınız bir top dondurmayla servis yapın, yerken helvanın ortasına gizlenmiş dondurmayı sobelemeyi ve de üzerine tarçın serpmeyi unutmayın…

1 Kasım 2012 Perşembe

Zeytinyağlı Pirinç Pilavı

 


Geçtiğimiz günlerde, sade ‘Zeytinyağlı Pirinç Pilavı’ denendi bizim mutfakta. Domatesli ve patlıcanlı pirinç pilavında kullandığım zeytinyağını, sade pilavda neden daha önce denemedim diye, kendi kendime kızmama sebep olacak kadar lezzetli bu tarifle; Bizi buluşturduğu için, Sevgili Sibel Yeşilçay’a çok teşekkürler…











Mutfakta, yemeklerimin kahramanı zeytinyağından, bu tarifi daha önce denemediğim için özür diliyorum;

Ve…

Sevgili; Sibel'in Kahvesinde, gördüğüm ve denediğim, Ahmet Yorulmaz hocanın "Bizim Zeytinyağlı Ayvalık Yemekleri" kitabından paylaştığı şahane pilav tarifini ise yine, Sibel Yeşilçay’ın kaleminden paylaşıyorum sizinle…

 ‘’Yaz boyunca Ahmet hocanın kitabından pek çok yemek tarifi denedim. Ve her defasında, zeytinyağının mucizesine bir kez daha hayranlık duydum. Siz hiç "ekstra sızma" zeytinyağı ile sade pilav yaptınız mı? Yapmadıysanız bir deneyin. Pirinci kavurmadan, sadece 1-2 saat önceden ıslatarak, kendi ölçüsünde kaynamış suya yağ ile birlikte koyarak pişirmeyi bir deneyin. Ve yazın bana nasıl bir lezzetle karşılaştığınızı...’(Sibel Yeşilçay)’’

                              http://www.sibelinkahvesi.com/2012/09/yaz-bitti.html


Sebze aşığı olsamda, ızgara ete eşlik  etti pilavımız...

Hello Kitty Kurabiye


Sevgili Bade'nin arkadaşı için, doğum günü armağanı Hello Kitty kurabiyeler hazırlandı...

 
                                                      Nice mutlu yaşlara Hello Sevgi...

29 Ekim 2012 Pazartesi

Bayram Kurabiyeleri 2


Sevgili Lale abla ve Zeki ağabey için hazırladığım bayram ziyareti kurabiyeleri...

25 Ekim 2012 Perşembe

Bayram Kurabiyesi




Bayram ziyaretine giderken sevdiklerinize tatlı bir armağan. Sonbahara yakışan, kahveye dost bir lezzet tarçınlı kurabiye...

Sevgiyle...Afiyetle...Mutlu Bayramlar...

Haşhaşlı Revani



Yine bir bayram arifesindeyiz, fırınımda pişen haşhaşlı revaninin kokusu, son anda iptal olmak zorunda kalan sürpriz ve anlamlı bayram ziyaretimizin burukluğunun izlerini silmeye çalışıyor…


Hazırlanan eşyaların ve yapılan planların yarım kalmış burukluğuyla girdiğim mutfağımda, yapımı kolay ve lezzetli bir tatlı hazırlamak istedim. Zira bu bayram evde olmayacaktık ve bu yüzden hiçbir hazırlıkta yapmadım.

Çırptığım yumurtaların köpüklerinde, çocukluğumdaki bayramları hayal ederken, artık bayramların birçoğumuz için tatilden başka bir anlam ifade etmediğini düşündüm ve daha birkaç gün öncesinde gazetelerdeki sayfalar dolusu tatil ilanları geldi gözümün önüne. Bunca ilan elbette ki arz talep dengesinde doğuyor ve bizlere farkında olmadan bayramlarda tatile gitmeyi güdülüyor. Elbette tatile çıkmaya fırsat bulamamış kişiler için, vesile olabilir, uzun bayram tatilleri. Ne var ki birçoğumuz tatil planlarını yaparken yanı başımızdaki, ya da bir uçak bileti uzaklığımızdaki büyüklerimizi hep göz ardına, gönül ardına bırakıyoruz. Kim bilir bizler o tatil hayallerini kurarken onlarda, çalacak bir kapı ziline, bir arabanın evlerinin önüne gelip durma sesine kulak kesilip; acaba oğlum, kızım, torunum gelecek mi, kapımı çalacaklarmının hayalini kuruyorlardır… Üstelik sizin tatile çıktığınızı bildikleri halde!

Dilerim bu bayram çalınmayı beklenen o kapılar her zamankinden çok daha fazla çalınır. Ailecek oturulur o bereketli bayram sofralarına. SMS mesajları yerine telefonlar açılır uzaklardaki dostlara, sıcak bir merhabayla kutlanır bayramlar… Kaybedilenler dilerim yerinde ziyaret edilir, dualar okunur, kabirler çiçekler açar… Dilerim bu bayram tüm sevdikleriniz sizinle olur. Birlikteyken, sağlıklıyken, hayattayken kıymetler bilinir…

Kimbilir bu tatlıda beklenmedik sürpriz bir misafirle paylaşılır ve daha da tatlı olur…

HAŞHAŞLI REVANİ : (oktay usta)

MALZEMELER:


3 adet yumurta

1 su bardağı toz şeker

1 su bardağı sıvıyağ

1 su bardağı süt

1 su bardağı irmik

1 su bardağı haşhaş

1,5 su bardağı un

1 paket vanilya

1 paket kabartma tozu

ŞERBETİ İÇİN:

2 su bardağı toz şeker
2 su bardağı su
Bir çay kaşığı limon suyu

HAZIRLANIŞI:

Önce şerbet malzemelerini bir tencereye koyun, kaynamaya başlayınca orta ateşte 5-6 dakika kaynatın ve limon suyu ekleyip ocaktan alın.

Şekeri ve yumurtayı mikserle 4-5 dakika çırpın.

Sütü ve sıvıyağı ekleyip, tel çırpıcıyla malzemeler karışana kadar çırpın.

Kuru malzemeleri de ekleyip, tel çırpıcı ile tüm malzemeleri karıştırın.

Yağladığınız kalıba hamuru boşaltın. (ben 28x28 kare borcam kullandım)

Önceden ısıtılmış 170 derece fırında, yaklaşık 35-40 dakika pişirin. Kek pişirir gibi kürdan kontrolü yaptıktan sonra fırından çıkarabilirsiniz. Üzeri hafif kızarsın, içi pişmeden üzeri fazla kızarırsa alüminyum folyo ile üzerini kapatabilirsiniz.

Fırından çıkardıktan sonra biraz ılıklaşmasını bekleyin ve dilimlere kesin.

Şerbeti ilave edin, şerbeti çekene kadar dinlendirdikten sonra, buzdolabına kaldırın.

Ben resimdeki gibi dondurmayla servis yaptım, sade dondurma gerçekten bu tatlıya çok yakışıyor ve tadını daha da ortaya çıkarıyor… Yerken ağızda, çıtır çıtır  lezzet saçan haşhaşlar, bir tatlıya bu kadar mı yakışır dedirtiyor insana...

Sevgiyle.... Afiyetle....Mutlu bayramlar...

20 Ekim 2012 Cumartesi

Semizotu Salatası


Home Office’ in bugün ki öğle yemeği menüsünde yine bir salata vardı. Ortakent pazarından, aldığım yazın son güzellerinden semizotu ve salata halleri… Büyük bir keyifle hazırlandı.

Yaprakları, dallarından ellerle çıtırdata çıtırdata ayrıldı. Beyaz peynir, domates ve salatalıkla buluştu, soğanla şenlendi J işte home Office çalışmanın bir güzel yanı daha, öğle yemeğinize kokusuna inat soğan eşlik edebilir.
Nar ekşisi ile imzalayıp, zeytinyağıyla noktayı koyduğum salatama buyurmazmıydınız…

Fenerbahçe'li Doğum Günü Pastası




Bir KSK taraftarı olarak; Gülşah hanımın oğlu Aybars'ın doğum günü için hazırladığım Fenerbahçe temalı doğum günü pastası.
                                                              Nice güzel yaşlara Sevgili Aybars...

Kuru Kafa- Korsan Kurabiye





Sevgili arkadaşım Burcu'nun, oğlunun arkadaşı için doğum
günü hediyesi olarak hazırlattığı kuru kafa - korsan kurabiyeler....




11 Ekim 2012 Perşembe

Közlenmiş Patlıcanlı Karnıyarık



Yağmur toprağa karışıyor… Bodrum bütün bir yazın terini, tozunu atmaya çalışıyor… Toprak, evladına kavuşmuş ana gibi yağmuru bağrına basıyor, bağrına bastıkça havaya yayılan hasret kokusu, yarı açık penceremden, mutfağımda pişen yazdan kalan son lezzetlerin kokusuna karışıyor…

Gökkuşağının renkleri gibi bahçenin bir orasına bir burasına yayılmış Rüzgâr’ın oyuncakları toplanmış, bir köşede yağan yağmurdan nasibini alıyor, son dakika da toplanmış koltuklar, salıncaklar, minderlerse bütün bir yazın yorgunluğunu atmaya hazırlanıyorlar. Bahçede sonbahar telaşı, evdeyse hala yazdan kalma yemekler direniyorlar yaza veda etmemeye…

İşte o lezzetlerden bir menü…


  • Közlenmiş Patlıcanlı Karnıyarık
  • Kabak Çiçeği Dolması



  • Zeytinyağlı Bamya



Bugün ilk olarak;

Közlenmiş Patlıcanlı Karnıyarığın tarifini paylaşmak istiyorum…



MALZEMELER

8 adet orta boy karnıyarıklık patlıcan
2 adet kuru soğan
6 yemek kaşığı orta yağlı dana kıyma
1,5 yemek kaşığı salça
8 diş (iri) sarımsak
1 tatlı kaşığı kuru **Reyhan
½ çay kaşığı karabiber
2 domates(1 tanesi içine)
3-4 adet yeşilbiber
2 su bardağı sıcak su
Maydanoz

HAZIRLANIŞI

Patlıcanları kendi usulünüzce közleyin ve soğumaya bırakın. Ben bu açıdan kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü, tüplü barbekü kullanıyorum. Mangal ateşini aratmayan lezzetlerde et, balık, közleme hatta güveç yapmak için oldukça kullanışlı, temiz ve sağlıklı bir yardımcı... Eğer balkonunuzda veya terasınızda uygun yeriniz varsa, hiç düşünmeden alın derim pişman olmazsınız.

Kıymayı suyunu çekene kadar kavurun, kavrulan kıymaya irice doğradığınız soğanları ve sarımsakları da ekleyip kavurmaya devam edin. Bu arada salçayı da ekleyip, soğanların rengi salçaya dönene kadar güzelce kavurun daha sonra, kabuklarını soyduğunuz ve ince doğradığınız domatesleri ilave edin, domatesler piştikten sonra, baharatlarını ve tuzunu da ekleyin, birkaç dakika daha kavurduktan sonra, kaynamış suyu ekleyip 5 dakika kadar daha pişirin. (Suyun çok olması sizi yanıltmasın, patlıcanları fırına koyarken bu suyu kullanacaksınız.) En son kıyılmış maydanozu da ekledikten sonra ocaktan alabilirsiniz.




Önceden közlemiş olduğunuz ve soğumaya bıraktığınız patlıcanların kabuklarını soyup çok derin olmayan bir fırın kabına yerleştirin. Patlıcanların ortalarını bir çatal yardımıyla açarak, içlerine biraz tuz ve çok az şeker serpin. Hazırladığınız içten aldığı kadar, yaklaşık 2 yemek kaşığı patlıcanların içine koyun. Kıymalı harçtan kalan suyu da süzerek patlıcanların üzerine gezdirin.
Önceden ısıtılmış 190 derece fırında yaklaşık 20-25 dk. Yemek suyunu çekip, yağına düşene kadar pişirin.



FARKLI PİŞİRME ÖNERİSİ : Dilerseniz patlıcanların üzerine fırından çıkarmadan 7-8  dk önce, dil peyniri veya rendelenmiş kaşar peyniride ekleyebilirsiniz, eğer peynir ekleyecekseniz domates ve biberide bu aşamada koyabilirsiniz.


**REYHAN:
Fesleğengillerden, mis kokulu, rahiyalı bir bitki. Özellikle patlıcan yemeklerine, çok yakıştığını düşünüyorum. Aramotik, baskın tadı yüzünden eşim çok fazla sevmediği için maalesef salatalarımda çok fazla kullanamıyorum ama kurutulmuş olarak yemeklerime ekliyorum. Taze olarak sevmeyen eşim yemeklerdeki tadını anlamıyor ve çokta lezzetli buluyor. Eğer sizde taze olarak tüketmekten hoşlanmıyorsanız, kurutup yemeklerinizde baharat olarak, kullanabilirsiniz. Patlıcan başta olmak üzere bulgur pilavına da çok yakıştırıyorum bu oryantal tadı…

7 Ekim 2012 Pazar

Ninja go-Lego pasta 2








Ve yine bir ninja go pasta...

Doğum günü çocuğu sevgili Arda, pastasının kahramanı ise Ninja go- lego...


İyi ki Doğdun Arda...

5 Ekim 2012 Cuma

BİZ...






Kapadokya'da bir bayram sabahı...

Gün ağarmak üzere... Uzaklardan gelen yabani ot ve çiçek kokuları, rüzgârın serin nefesine karışıyor... Havada bir iyimserlik, bir beklenti, bir macera heyecanı... Vadide yüzlerce insan toplanmış. Her milletten, her yaştan ve her dili konuşan. Yerde, göz alabildiğine sağlı sollu uzanan balonlar yatıyor... Uzaktan bakıldığında rengarenk kumaş toplarını andırıyorlar. Sanki çılgın bir kumaşçı uğramış vadiye. Çılgın ve cömert, dükkanındaki bütün kumaş toplarını taşımış buraya, saça saça açmış, rüzgâr’da her şey renkli, her şey sürreal, her şey ve her yer yarı rüya… Yarı gerçek...



İşte o güzel ve özel günün yıldönümü bugün. Ve artık 3 kişilik bir aile olarak kutluyoruz bu günü... Bu rüya hiç bitmesin sevgilim... Seni ve ailemizi çok seviyorum...


3 Ekim 2012 Çarşamba

Bir Tavuk Masalı




1 bütün tavuk alınır; yaklaşık 2 litre suda, patates, havuç, soğan, maydanoz dalları veya defneyaprağı ile lime lime olana kadar haşlanır…

Dileyen, düdüklü tencere de haşlayabilir ama ben her daim yemeğimle iletişim kurmayı, pişerken geçtiği evreleri görüp yemeğimi kendi kontrolümde pişirmeyi, arada bir tenceremin kapağını açıp, koklayıp, içine ruhumu katmayı sevenlerdenim. Bu yüzden düdüklü tencerelerle pek bir muhabbetim yok. Bir ara sevgili Dilkan ablanın hediye ettiği düdüklü tencereyi, bir müddet misafir ettim mutfağımda ama olmadı… Bir türlü anlaşamadık kendisiyle, ama hakkını yiyemem, hünkârbeğendi yapmak için bir defa kullanmıştım, dana etini sertleştirmeden hakkını vererek pişirmişti… Neyse dağıttım yine sanırım mutfağı, gelelim bizim tavuk masalına,

TAVUKLU SEBZE PÜRESİ: Haşlanan tavuk, süzgeç yardımıyla süzülür, süzgecin üzerinde kalan sebzeler, dilenirse içine bir miktar tavuğun göğüs etinden de eklenerek püre haline getirilir. Damak tadınıza göre içine tuz, karabiber ve dilediğiniz baharatları da ekleyebilirsiniz… Ve o gün ki yemek menünüzde garnitür eşliğinde bu püreyi kullanabilirsiniz…

TAVUK SUYUNA MISIRLI ÇORBA:
½ çorba kaşığı tereyağını hafifçe eritin, üzerine 1 çorba kaşığı un serpiştirin, tereyağı tamamen eriyip, birazcık kavrulunca, 2 su bardağı ılık suyu yavaş yavaş ilave edin. Eğer topaklanırsa blender yardımıyla çırpabilirsiniz, daha sonra içine 2 su bardağı kadarda haşladığınız tavuğun suyundan ilave edip, 1 avuç tel şehriye ekleyerek şehriyeler yumuşayıncaya kadar kaynatın. Bu arada haşlanan tavuğun beyaz etinden bir kâse kadar tel tel parçalar ayırın ve kaynayan çorbanıza ilave edin, daha sonra 2-3 çorba kaşığı haşlanmış mısır, bir miktar tuz ve karabiberde ekleyin. Bir kâse içersinde bir yumurta sarısı ile yarım limon suyunu (limon çok suluysa, çeyrek limon) çatalla çırpın ve terbiyesini hazırlayın. Kaynayan çorbanızın sadece suyundan 1 yemek kaşığı kadarını terbiyenin içine yavaş yavaş ilave ederek karıştırın, bunu birkaç kez daha tekrarladıktan sonra, kâsedeki terbiyeyi tencereye yavaş yavaş boşaltın ve karıştırın, yaklaşık 5-6 dakika daha kaynadıktan sonra çorbanızı ocaktan alabilirsiniz.

Üzerine, ince kıyılmış maydanoz ve değirmenden çekilmiş karabiber ilave ederek servis yapabilirsiniz…

ANNE BULYON: Kalan tavuk suyunuzu buzluk kalıbına doldurup, derin dondurucuda, daha sonra pilavlarınızda ve çorbalarınızda kullanmak üzere saklayabilirsiniz. Bu arada biraz donduktan sonra, buzluk kalıbını buzdolabı poşetine koymayı unutmayın, buzluğunuzdaki yiyeceklerin kokuları birbirine karışabilir ayrıca yağlı olduğu için dolabınızı da kirletebilir. Hep merak etmişimdir belki vardır ama varsa da ben bugüne kadar görmedim, neden buzluk kalıplarının üstü açıktır hep, şöyle kapaklı buzluk kalıpları yapsalar olmaz mı, buzluk poşetleri de fana değil ama kapaklı buzluk kalıbı olsa fenamı olurdu…

Ve o gün ben haşladığım tavukla, hafif nezle olan Rüzgâr için mısırlı tavuk çorbası, kendim içinse haşlanmış tavuk eti parçalarıyla güzel ılık bir salata hazırladım. Kalan tavuk suyumu da buzluğa kaldırdım. Sizler dilerseniz, nohutlu ve tavuklu pirinç pilavı da yapabilirsiniz, oda bizim mutfakta çok sevilen lezzetlerden bir tanesi…

Aslında bu masal uzar gider ama benim tavuk bitti. İnce sivri olan kemiklerini ayırdıktan sonra kemik ve kalan derileni de komşum olarak gördüğüm yan bahçede yaşayan sokak köpeklerine ikram ettim,

Not: Belki biliyorsunuzdur ama paylaşmak istedim, ister evinizdeki petlerinize olsun isterse sokakta yaşayanlara, kalan tavuk parçalarını verirken lütfen o sivri kısımlarını ayırın da verin, zira ciğerlerine yada boğazlarına batıp enfeksiyona ve daha da kötü sonuçlara neden olabilir…

30 Eylül 2012 Pazar

Limon-Gümüşlük



Yıllar önceydi, Sevgili Ayşe Arman’ın bir yazısında;

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12420179&yazarid=12)Okumuş, etkilenmiş ve gidilecekler, görülecekler listeme eklemiştim…Ve ilk defa annemle baş başa bir sabah kahvaltıya gitmiştik. Evet, baş başbaşaydık. Çünkü Rüzgâr o zamanlar vitamin ve mineral olarak damarlarımda dolaşıyordu. Henüz aramıza katılmamıştı…

Bahçe girişinden itibaren içeriye girdiğimiz anda, annemle aynı anda birbirimize baktık ve gülümsedik. Bu gülümsememizin ardında yatan şeyse, siparişlerimiz masaya geldiği anda dillendi… Benim yıllardır, hayalini kurduğum sahip olmak istediğim yer işte böyle bir yerdi… İtiraf etmeliyim ki birazcık kıskançlıkla, imrenmiş ve böylesine doğayla bütünleşmiş, şahsına münhasır bir ortam yarattıkları için sahiplerini tebrik etmiştim…

Bazı yerler, mekânlar vardır; manzarası, konsepti gerçekten istinaidir ama gelin görün ki yemeklerinde, işletmesinde ya da çalışanlarında bir olmamışlık bir yerlerinde bir eksiklik mutlaka vardır… Limon Cafe’ de ise yer, mekân, manzara, konsept, personel, işletmecilik, yemekler, kahvaltı, bahçelerindeki çiçeklerine kadar her şey istisnai ve mükemmel. Birbirinin aynı olmayan, birçok objenin bir arada olup bu kadar uyum içinde olduğu ender yerlerden biri burası…

İşte yine bir Pazar günü, hem de Eylül’ün son pazarı, Bodrum’da Sarı Yaz= Benim Bodrum vaktim ve Sevgili eşimin, sanki kalbimi okurmuşçasına, hadi Limon ‘a kahvaltıya gidelim demesiyle, güzel bir günün startını verdik. Sevgili eşim, oğlum ve ben Gümüşlük Limon Cafe’deyiz.



Yazın, rezervasyonsuz neredeyse gidemeyeceğiniz bir yer haline gelmiş ve maalesef popülaritesi artmış olsa da,  Bodrum’da benim için kahvaltının en iyi adresi Limon Cafe… Neyse ki sezonun son Pazar kahvaltısına yetişebildik, bugün son günleriydi…;) Ama üzülmedik. İşletmecisi Sevgili Candan hanımdan, kışın Gümüşlük’de belediyenin yakınlarında küçük bir esnaf lokantası açacaklarının müjdesini aldık. Kışın Bodrum’un merkezine göre bir hayli ıssız olan Gümüşlük’ de, yemek yemek için adres bulmanın zor olduğu ve en azından kendileri ve İstanbul’a dönmek istemeyen bazı çalışanları için böyle bir işe soyunduklarını söylediler. Konsept olarak, Limon'la alakası olmayacak, ev yemekleri yapan bir esnaf lokantası olacağını söyleseler de, Limonu aratmayacak sıcaklıkta, lezzetlerde yine kendine has bir mekân yaratacaklarına hiç şüphem yok…


Kışlık lokantalarının açılmasını, sabırsızlıkla bekleyeceğimiz Limon Cafe’ye. Bu yıl sadece iki defa gidebildik. İlki sezonun başında ılık bir bahar akşamüsttüsüydü . Canım Lale ablamla gitmiş, günbatımını kırmızı şarap ve harika peynir tabağı eşliğinde, hafif atıştıran yağmur altında izlemeye çalışmıştık. Zira, Rüzgâr artık damarlarımda vitamin ve mineral olmaktan çıkmış, koşmaya bile başlamıştı ve o gün bizimleydi. Bize pek bir rahat vermemiş olsa da, benim için kendisi gibi muhabbeti de kıymetli Lale ablamla, ucundan kıyısından muhabbetimizi yapmıştık… Çocukla o vakitte gidilecek bir mekân olduğu tartışılabilir olsada buna değerdi…


Eğer Bodrum’daysanız; Sevgilinlzle, ailenizle, arkadaşlarınızla , misafirlerinizle,her seferinde sizi mahcup etmeyeceklerini bilerek gidebileceğiniz… Ve her gidişinizde, bir önceki lezzet ve sunumlarını aratmayan, aaa biz olduk diyip bu popülerlikle fabrikasyona dönüp işin kolayına kaçmayan, işlerini ilk gün ki tazelikte ve aşkla yapan, anane evi sıcaklığında ama bir o kadar da romantizim kokan bir mekan.

Limon yıllardır, yerli-yabancı birçok seyahat dergilerinde ve köşe yazılarında anlatılıp yere göğe sığdırılamasa da, mutlaka gidilip, yaşandıktan sonra tadına varılabilecek bir yer…

İşletmecileri, Candan Hanım ve Rıza Bey başta olmak üzere, Ayşe Arman’ın değimiyle çalışanlarının neredeyse hepsi büyükşehir kaçağı...

Ve  Limon Cafaden kareler…



Özgür Talay (Servis)

İstanbul sonrası Limon'da çalışmayı şöyle anlatıyor: “Derin bir nefes, kocaman bir tebessüm! Fesleğenlerimizi yemesinler diye kovaladığımız inekler, rengârenk boyadığımız saksılar, güneşte beklettiğimiz likörler, binlerce yıldız, ateşböcekleri, Kral Yolu, dünyanın en güzel kahvaltısı, “Biraz daha Votka Limonata?”, fonda Leonard Cohen, günbatımı, gündoğumu...”





otlu omlet

kendimce sempatikleştirmeye çalıştığım Rüzgar'ın kahvaltı tabağı yemediii...yemediiii...:(


Ve kahvaltıdan kaçış, her zaman doğayı keşfetmek önceliği olacak sanırım


bayıldım buna, bir zamanlar mandalina güzeliydi sanırım

bilmeyenlere duyrulur...
ilk defa gideceklere benden ve limondan küçük bir uyarı
giyin spor ayakkabılarınızı, isterse akşam yemeği olsun budur limonun formatı ;) rahatlık...özgür...kimse kimseye bakmaz herkes kendini yaşar...



Buda kahvaltıya gelen davetsiz misafirimiz..



bu masa bienimmm olsun mu annee, olsun oğlum benimde alıp eve gidesim geldi ;)